Bundan 2 yıl kadar önce güzel bir cumartesi günü malzemelerimi toplamış ve yola koyulmuştum. Hedefim Balıkesir Altınoluk taraflarında Antandros Bölgesinde karakıyı av yaparak Levrek ve Çupra olmadı Kefal ve Mırmır avlamaktı. Ekim ayının ortaları olduğundan sular pek soğumamış ama sahillerdeki kalabalık yerini derin bir sessizliğe ve huzura bırakmıştı. Bende bu sessizliği fırsat bilerek dalış planlamıştım.

Hava güzel ve güneşli olsa da gün doğusundan esen sert rüzgar deniz kıyısında daha da etkili idi. Doğu yönlü dalgalar denizi oldukça berrak hale getirmişti. Eylül ayı sonunda ve Ekim başında yağan yağmurlardan sonra açık hava ve berrak su cezbediciydi. Tam dalış havası…

Hızlıca hazırlanıp suya girdim. görüş oldukça iyiydi. Hatta dalgalı bir denize göre kıyılar bile net bir görüşe sahipti diyebilirim. Kıyıyı takip ederek kısa agaşon dalışlarıyla 3-4 metrelik yerlerde balık aramaya başladım. Ama nedense kayda değer bir balık göremiyordum.

Görüşün net olması sayesinde uzaktaki balık hareketlerini de izliyordum. gobit (kefalin küçüğü) balıklarının çok hızlı yüzerek sağa sola kaçıştığını gördüm. Normalde dalgıçlardan kaçmayan bu balıkların hareketi dikkatimi çekmişti. Aynı şekilde zıpkıncılar tarafından avlanmayan gün ve güneş balıkları da kaçışıyordu. Bu balıklar agaşonda burnumuzun dibine kadar girip görüşümüzü kapatmaktan başka bir işe yaramadıkları gibi dikkat dağıtmak konusunda da üstlerine yoktur. 

Birkaç agaşon denemesinin ardından durumun değişmediğini görünce iri levrek olabileceği aklıma geldi. Ama sabah biraz geç kaldığım için suya girinceye kadar öğle saatleri olmuştu. Kıyıyı takip ederken bir miktar kıyıdan uzaklaşıp açığa çıktım. orada yaptığım bir kaç agaşon denemesi de hüsranla sonuçlandı. Acaba sorun ne idi. Büyük bir avcımıydı? bir iki metre suda bile bu kadar balıkları terörize edebilecek hangi balık olabilirdi ki, ancak iri bir levrek bunu yapabilirdi. Daha sonra eriştelik içine yapmış olduğum bir agaşonda avcı arkadaşla karşılaştık. otun içinde hareketsizce yatan bir ispendek. yok canım bundan mı korkuyorlar derken balığın benden ürkmeden otun içinde öylece yatması da bir hayli garibime gitmişti.

Daldığım yer oldukça ayak altı yol kenarı bir mera olduğu, olta, ağ ve bilumum yöntemle avcılığın yapıldığı bir yer olması sebebiyle bir ispendeğin bu kadar tepkisiz olabilmesine ihtimal vermemiştim. Sanki “sus sakın ses çıkartma” der gibiydi. hatta satha doğru palet basarken bile yerinden kıpırdama zahmetine girmemişti.

Birşeyler olduğu belliydi. Büyük bir balık var suda belli ama ne kadar büyük ve tek değildir umarım birden fazlaysa an azından birisi denk gelir derken tüm sahil boyunu yüzdüm ve burun kısma kadar geldim. Bir miktar riskli olsa da burundan açığa çıkmaya karar verdim. kesinlikle 10 metrenin altına inmeyecektim. o nedenle burunla aramda çok büyük açıklık yoktu. belki sadece 15 metre açıktaydım. sığ devam eden burun kıyısı bir noktadan sonra yaklaşık 30 derecelik eğimle derinleşiyordu. derinliğin başladığı noktaya dalış yapmaya karar verdim. Sakin bir ördek dalışı ile 7,5 metrede eriştelik eğimli zemine, yamacı sağıma alarak yattım. Ortalık gereksiz bir sakinliğe bürünmüştü. zıpkını erişteliğin içinde sağ yanımda tutuyordum ama henüz kafa mı kaldırıp karşıya bakmamıştım. uzun eriştelerin arasından kafamı yavaşça kaldırdım. benim bu hareketimle birlikte karşıdan birşey sert dönüş yaptı. Birşey ama dönüşünü tamamlamadan ne olduğu anlamamıştım. dönüp koca kafasıyla bana bir bakış atınca bunun bir sarıkuyruk akya olduğunu anladım. yavaşça sağ tarafımı hedef alarak ilerlemeye başladı. tamda zıpkının üzerine geliyordu. beni süzerek ve açıktan ilerlerken bende zıpkınımla onu hedef almış takip ediyordum. Yaklaştıkça hedef büyüyordu ve sağ yanımda bana paralel olacak şekilde ilerlerken saniyeler içinde aklımdan bir sürü soru geçti. 

Acaba atsam alır mıyım?

Neresine atarsam alırım?

Bu boy bir balık beni açığa sürükler mi?

bir yandan bunları düşünürken, badim yok, şamandıram yok deniz dalgalı diye almamışım. niye almadıysam ah eşek kafa. ama kıyıya yakınım değil mi o zaman risk yok oh rahatladım. niye rahatlıyorsun balık tam yanına geldi, elimde çift lastikli yüzlük zıpkın atışı kaçırma şansım sıfır. nişan almama bile gerek yok. atsana be ne bekliyorsun. Ya alamazsam yazık değil hayvana ikinci zıpkınım da yok ya ikinci atış gerekirse çok iyi nişan alıp tam kalbinden vurmalıyım, o zaman öylece kalır yok kafadan vurmak lazım, yok en iyisi omurgayı hedef alayım. o zaman hem yırtamaz hemde hareketi çok sınırlanır…

Derken tetiğe bastım… Şiş solungaç yüzgecinin hemen arkasından girdiği gibi çıktı. aslında bir miktar daha yukarıdan vurarak omurgayı vurmak istesem de tam kalbinden vurmuş olmayım ki karşı tarafa çıkan şiş sonrasında hayvan birden hızlanamadı ama yavaşça derine doğru ilerlemeye başladı. bende bu sırada makarayı biraz gevşettim ve satıha doğru palet basmaya başladım. acı acı açılan makara birden hızlanmaya başladı. elimle yavaşlatmaya çalışsam da akya sanırım bir miktar kendini toparlamış ve hızlanmıştı. makara da sarılı 50 metre ip bitmek üzereydi ve bende kıyıya yaklaşmış paletlerim yerde ne yapacağımı düşünüyordum. ve makaranın sonu geldi. artık gerilen ipin bir ucundan ben diğer ucundan da balık çekiştiriyordu. ipe binen yükten balığın aslında ne kadar büyük olduğunu anlamıştım ve atmasaydım keşke dememle birlikte ip birden boşaldı. zıpkını satıhta bırakarak ipi takip etmeye başladım. yaklaşık 15 metre derinlikte otların arasında misinanın ucunda parlayan şey kırılan klipsten başkası değildi. aslında kırılmamıştı. sadece iyice sıkmadığım için misina içinden sıyrılmıştı. civarında çok aramama rağmen şişi bulamadım. sanırım o da akyanın üstünde gitmişti. 

Çok düşündüm acaba balık kaç kilo gelirdi diye ama, 40 kg. dan fazla olabileceğini düşündüm. dipte balık yanıma geldiğinde boyu benim kadar vardı. o an kendime hakim olup tetiğe basmamam gerekirdi. Ancak insan böyle bir aksiyonu yaşamaktan kendini mahrum bırakamıyor. misina klipsten kurtulmasaydı da balığı çekerek kıya çıkartmam çok zor olacaktı. ikinci zıpkınım yoktu. badim yoktu. niye böyle birşey yapmıştım. saatlerce hayvanın ölmesini bekleyebilirdim ama klips sağlam olsa bu sefer ip yada misina bu kadar uzun süreli gerginliğe dayanamayabilirdi. işte bütün bunları hesap etmek lazımdı. ama anlık heyacanla yapılan bir atış, ardından nereye gittiği belli olmayan koca bir balık ve onunla giden bir adet şişe mal olmuştu bana.

Bazen tereddüt etmek veya karar verip uygulamak arasında sıkışıp kalıyoruz. olası sürprizlere hazırlıksız yakalanabiliyoruz. sürpriz bizim işimizde pek istenmeyen bir durum aslında, heyecan nabız artışı falan derken dip süremizden harcayan bir durumla karşı karşıya kalıyoruz. ama sürpriz avların bizi ne kadar mutlu ettiği de bir gerçek. öyleyse her daim hazır ve tetikte olmak her türlü ava karşı hazır olmak gerekiyor.ekipmanımız her zaman tam olmalı. avlamak istediğimiz balıklara uygun ekipmanla suya girmeliyiz. eğer orkinos veya trofe akya liça avı yapmıyorsak ve teçhizatımız buna uygun değilse karşımıza çıkan bu dayılara sadece selam verip geçmemiz gerekiyor.

Dalın sağlıcakla…

4 Yorum
  1. Caner fuat kurt 7 ay önce

    Vay be, herkesin hayallerini süsleyen av işte. Dev akyayla keşke biraz boğuşabilseydiniz. Anlatımı çok güzeldi, nefesinize sağlık.

  2. Anonim 7 ay önce

    Hakikaten bende yasamis kadar oldum.Anlatiminiz harika.Umarim bir gun bizlerde boyle bir tecrube yasayabiliriz…

  3. Can Aktaş 7 ay önce

    Yazınızı okurken adeta yaşamış gibi heyecanlandım. İnsanın karşısına zor çıkıyor böyle büyük avlar. Benim de başımdan geçti ancak sizin balığın yanında benim akya ufacık kalır 🙂 Hala aklımdan çıkmıyor o kaçırdığım trofe. Neyse fazla uzatmayayım. Kaleminize sağlık. Bu anıyı keyifle okudum.

  4. Cüneyt 1 ay önce

    Çok etkileyiciydi. Uzun süre etkisinden kurtulamamışsınızdır herhalde😔

Bir Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

©2019 www.sperfishingturkey.com Tüm hakları saklıdır. Kullanım Şartları yerine getirilmeden hiçbir şekilde kopyala - yapıştır yapılamaz, yazılar ve bilgiler kullanılamaz.

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account